28 Temmuz 2008 Pazartesi

Metallica Türkiye '08


"Bir müzik grubu düşünün; ne yaparsa yapsın dinleyicisini kaybetmeyen, verdiği konserleri hınca hınç dolduran ve geleceğe dair hep umut beslememize neden olan dört yaratıcı adamdan oluşsun. Bu grup dünyanın en büyük metal gruplarından biri Metallica. Metallica 27 Temmuz Pazar akşamı stadyumun her yerine yayılmış binlerce insanı yine kendisine hayran bıraktı. Pazar gününe The Sword, Pentagram ve Down ile ısınan Metallica seyircisi beklentilerini önceki 2 seferdeki gibi boşa çıkarmayan bir performansla karşılaştı. Sahnede son dönemdeki albümleri arasında Garage Inc.'ten tek bir şarkı söyleyen, şarkı listesinin tamamını ilk ve en iyi albümlerinden oluşturan Metallica bu seçimiyle bambaşka bir performansa imza atmış oldu. Grup sahneden bizlerle yakında tekrar buluşacakları müjdesini vererek ayrıldı."*

Bir rock dinleyicisinin isteyebileceği her şey vardı dün gece Sami Yen' de. Akşamdan kapıdan biriken binlere inanılmazı bile geride bırakan bir performans, bir düş yaşattı Metallica.

İNANILMAZ GÜN, MÜKEMMEL GECE, ENFES FİNAL

Konsere 8 saat kala stad kapılarına dayandı Türk Metallica fanları. Bende oradaydım sabah 7.30 da kapıya dayanmıştım. Yanlız organizasyon biraz eksikti. Yaklaşık 8 bin kişi tek kişilik kapıdan içeri adım attı. İçerde ise ortam çok güzeldi. Adeta bi festival mekanı gibiydi. 2.30 da açılan kapıdan 4.30 da içeri girdik arkadaşlarla ve tam bir buçık saat sonra saat tam altıda The Sword sahneye çıktı. Kendini Metallica ya sakalayan binlerce "müzik kardeşi" biraz olsun ısındı. The Sword sahneden indikten sonra, bu toprakların gelmiş geçmiş en sert, en heavy metal grubu Pentagram sahneyi devir aldı. Pentagram' ı ilk defa izleme şansına sahip olan ben, gerçekten beklediğimin üstünde harika bir performansla karşılaştım. Yaklaşık 1 saat sahne alan Pentagram "Gündüz Gece" ile sahneden indi. Sırada yıldızlar topluluğu Down vardı. Herkes, Metallica' nın sahne alma saatine yaklaşıldığı için bir heyecan duymaya başlamıştı ve Down bu heyecanla dolan stadı bir hayli eğlendirdi. Headbanger tavırlarla kalbimizde yer edindi ve tekrar geleceğiz, diyerek sahneyi gecenin ve yılın olayına hazırlanması için terk etti.

SAATLER KALMIŞTI

Artık sayılı dakikalar vardı. Hava kararmaya başlamış, arkalarda ki boşluklar iyice dolmuştu. Tribünler sabırsızlanmaya başlamıştı. Metallica' dan 1 saat önce başlayan tezauratlar, kalan 1 saat içinde hiç susmadı. Tribünler durmadan "meksika dalgası"yla dalgalanıyordu. Saha içi "Metallica Metallica Metallica..." diye inliyordu ki...birden ışıklar söndü ve tüm stad heyecanının verdiği coşkuyla çığlıklar atmaya başladı. Sahne de mor bir ışık vardı. Birden bir spot Lars Ulrich' in üstüne göz alıcı bir ışık verdi ve artık beklenen an gelmişti efsanevi Metallica 3. kez Türk seyircisinin karşısındaydı. For Whom to Bell Tools ve ardından gelen Ride the Lighting ile mükemmel ötesi bir açılış oldu. Sahneden alevler yükseldi. Bu andan itibaren tempo hiç durmadı.

...VE "ONE"

Konserin ortasında birden sahne ışıkları söndü. Tün stad ne olacağını kestirmeye çalışırken sahneden patlamalar olmaya başladı. Arka arkaya 800 metrekarelik sahnenin her tarafında zeminde ve havada... Heyecan en üst safhadaydı ama herkes başlamak üzere olan parçayı biliyordu. Sonra James sahne aldı ve Metallica' nın "Grammyli' si" One' ın ilk notalarını çalmaya başladı. Şarkı hareketlenmeye başladığında gökyüzüne imzasını attı Metallica ve havai fişekler fırlatıldı. "One" artık bitmişti ama o an hala hafızalarımızdaydı. 2-3 parça sonra, belki de tüm stadın beklediği parçalardan bir tanesi "Master of Puppets" çalmaya başladı ve Metallica daha büyük bir imza attı gökyüzüne ve 8 havai fişek fırlatıldı. "obey your master, your life burns faster, obey your master, master..." diyerek adeta Mecidiyeköy' ü yankılattı, inletti.

SONA DOĞRU

Artık sonlara doğru gelmiştik. Sahnede ki 4 üstad bir süreliğine sustu. Arkada ki dev ötesi ekran sadece James' in sağ elini gösteriyordu. James sağ eliyle bir metalci işareti** yapıyor sonra yumruk yapıyordu. 3. seferde sadece orta parmağını çıkardı ve sol eliyle üstünü kapattı... Sonra ise tüm stada penasında ki kartal figürünü gösterdi. Arkasını çevirdiğinde ise Metallica yazısını herkes okuyabiliyordu. Bu gösteriden sonra ise adeta Metallica' nın "marşı" haline gelen efsanenin notaları duyuldu: 'Enter Sandman'.

İki kere bis yapıldıktan sonra finali "Seek and Destroy" ile yaptı Metallica. Stadyumda ki büyülenmiş Türk seyircisinin hala stadı terketmemesi üzerine James Hetfield dizlerinin üstüne çöktü ve yalvarmaya başladı. Artık sona gelmiştik ve Metallica bütün seyirciyi büyülenmişcesine bir hale sokarak evlerine yolladı...

Konserde dev ekranda gördüğüm ve söyleme ihtiyacı duyduğum bir konu var. En önde bir grup konserin henüz başında Cliff Burton*** adına bir pankart açtı. Bu pankart beni çok duygulandırdı gerçekten. Türk seyircisi Metallica' yı 9 yılda bir değilde daha sık izlemeyi hak ettiğini gösterdi.

Setlist:(Intro : Ecstacy of Gold)
Creeping Death
For Whom The Bell Tolls
Ride The Lightning
Harvester Of Sorrow
Welcome Home (Sanitarium)
Leper Messiah
...And Justice For All
No Remorse
Fade To Black
Master Of Puppets
Whiplash
Nothing Else Matters
Sad But True
One
Enter Sandman
- - - - -
Last Caress
Motorbreath
Seek And Destroy

(*) Dream Tv 28 Temmuz 2008 Pazartesi 10:07 tarihli haber
(**) İşaret parmağı ve küçük parmağı yukarı kaldırarak, diğer parmakları katlamak süretiyle yapılan işarettir. İlk yapan James Dio'dur.
(***) Efsanevi Metallica basçısı. "Master of Puppets" albümü turnesi sırasında, 27 eylül 1986 tarihinde Stokholm ile Kopenhag arasında bir yerlerde geçirdikleri kaza sonucunda yaşamını yitirdiğinde henüz 24 yaşındaydı. Kendisine "Master Of Orion" denmesinin nedeni, Master of Puppets albümünde yer alan ve cenazesinde de çalınan "Orion" adlı parçanın kendi düzenlemesi olmasıydı. Büyük bir "H.P. Lovecraft" hayranıydı; Kirk Hammett ile birlikte çoğu şarkının sözlerinin altında imzası vardı. Ölümünden sonra Metallica bir daha asla eskisi gibi olmadı.
__________________

18 Temmuz 2008 Cuma

Rahatça Uyuştur*


Bazen geçmişi düşünürüm. Geride bıraktıklarımı. Yapabileceğim ama yapmadıklarımı, yapamayacağım ama yapmaya çalıştığım şeyleri... Kafamda bitirmeye çalışırım; onlar beni bitirmeden önce. Onlardan kurtulmak istiyorum, o yüzden burda bahsetmeyeceğim onlardan.

Bugünü yaşamak istiyorum. Geçmişe dair bir derdim olmadan, kafamda günleri tekrar etmeden güneşin doğuşunu izlemek istiyorum. Ondaki o saf ve gerçek ışığı görmek istiyorum. Gecelerin gece yarılarını, gece yarılarının sabahı takip etmesini ve bunu huzurumda yapmalarını istiyorum.

Geçmişimi saklamaya çalıştığım gece yarılarından birinde, arabanın içine düşen ve gözümün bile yetişemeyeceği kadar hızlı geçen sokak lambalarının ışıklarını takip ediyorum. Arka arkaya ahenk içinde birbirlerini izliyorlardı. Hepsi birer çizgiye benziyordu. Aynı platform üzerindeki çizgilere. Hepsinin düz olması gerekiyordu teknik açıdan. Benim içimde öyleydi bütün çizgiler, düz ve "doğru" gidiyordu. Ama görünüşte "doğruluktan", dürüstlükten eser yoktu. Çevremde ki herkes ve herşey... ´Dürüstlükten eser bile yoktu.´

Hayatı kendilerinden soyutlamış insanlar, zamanda ki o karmaşayı umursamadan devam ederler yollarına. Bu yol bizimkinden farklıdır biraz. Hayat onların artık "gereksiz 'sözlük' kelimesi" dir.

Dürüstlük artık bizim yolumuzda da yok!.. Yalanlarla geçiştirimiş bir bebek gibiyiz. Bizi o kadar saf ve küçük görenlerin elindeyiz. Pahalı spor arabasının içinde, boyunlarının zor taşıdığı kolye ve gerdanlıklarıyla yüzümüze aptalca sırıtan, sıradan kahverengi gözlü, sıradan kokonaların elinde eziliyoruz. Yakıtımızla beraber yolumuzda bitiyor artık. Saatler bile tıkırdamaz oldu. İşte hepimizin "mutlu sonu" bu...!!!



(*) "Comfortably Numb" - Pink Floyd

12 Temmuz 2008 Cumartesi

Trail Blazer

Belki biliyosunuz Türk heavy metal tarihinin en iyi gruplarından-bence en iyisi- olan PENTAGRAM' ın 2. albümü ve bence türk metal tarihinin en iyi albümü.

Geçen gün dergi arşivimi karıştırıken eski sayılardan birinde Ogün Sanlısoy' un bir röportajını bir kere daha okudum ve gözumden kaçan bir cümle, bu sefer dikkatimi çekti. Şöyle diyor Ogün: " Trail Blazer albümü, Pentagram'ın ilk albümünün bandının üzerine kaydoldu" bu cümle öyle derin-bir o kadar da acaip- bir cümle ki gerçekten cok şaşırdım. Bu kadar imkansızlığın içinde böylesi güzel bir albüm ve de o albümde herşey müzik için...Onlar o zamanlar sadece istedikleri müziği yapmak için, onlara "napıyon lan manyak mısın!" diyenlere aldırmadan, hayatında elektro gitar görmemiş insanlarla böyle bir albüm yapıyorlar. Tüm bunlara rağmen albümün hakettiği değeri kazanamaması da apayrı bir şekilde üzülmemiz gereken durum.

Ama bir de şöyle bir portre var ki, o zamanın insanları da bu gruba ve müziğe sahip çıkmıslar.
Yine Ogün: "Ben bu albümden 5-6 tane alan insanları tanıyorum" diyor. Müziğe böyle sahip çıkılır işte ve Pentagram' ın bu çabası ve azmi şimdi ki alternatif olsun, metal olsun her türlü müzik yapan amatör gruplara da ön ayak olup onların önünü açmıştır. Tabii ki sadece Pentagram' ı sayamayız bu başarıda. Aynı dönemde Mavi Sakal, Rashit(daha niceleri var da şimdilik bunlar geliyor aklıma) gibi gruplar o imkansızlık ve destek bulamadıkları-aynı Pentagram gibi- bir dönemde kendi soundları ve müziklerini hiç bir şekilde vazgeçmeden devam ettiren diğer gruplar.

Bir de şimdi bakın bu gruplara Pentagram geçen sene 20. yılını yurtta verdigi onlarca konserle kutladı. Bu konserler de öyle hafife alınacak konserler değildi. Rashit ise, işlerine yaptığı parçalarla sevenlerini hayal kırıklığına uğratmıyorlar. Mavi Sakal da eski günleri aratmayacak şekilde alnının akıyla işini sonuna kadar götürmeye kararlı. "Karapaks" ile bunu hakkıyla yapıyorlar.

Tüm bunlara bakınca insanın 'nerden nereye' diyesi geliyor. Artık çoğu kanalda -kral tv de bile- rock parçaları dinleyebiliyoruz. Bu çok güzel bir durum insanların çoğunda artık "rock & metal" konusundaki ön yargı pek fazla kalmadı. Albümlerimizin de soundları, alt yapıları bir değeri hak ediyor ve bence bunun için bu işe yıllarını vermiş bu gruplara teşekkür etmemiz gerekir...

Tüm müzikseverlere saygıyla...

Sergüzeşt

Sabah uyandım her sıradan insanla beraber yeni güne. Güneşin can alıcı parlaklığı göz kamaştırıyordu. Benim gece lambam geceleri karartmış, sıra gündüzlere gelmşti. Yatağımdan kalktım boşlukta duran beynimin emriyle. Harabe evin koridorunda yürüdüm. Sabahın ilk ışıklarıyla. Çok sessizdi ortalık. Hayatın en acınası hali..Sessizlik.. Benim hayatımı yeniden mahvetmeye hazırlanıyordu. Kendimde değildim. Farklı evrenlerde farklı duygular
içindeydim. Daha önce hiç tanımadığım tatlar.

Kapı tıkladı. Duymadım... Bir daha tıkladı.. Aldırmadm... Açmamı istiyordu öbür taraftaki.. Açmadım. Boşlukta asılı duruyorum hala. Banyoya gittiğimde dün geceyle ilgili bilinmeyenim yerine oturmaya başladı. Kanlı, vahşet ve şehfetin en üst düzeye ulaştığı an.. Hepimizin korktuğu ve bunu saklayamadığı an..

7 kişiydik o gece.. Cinsiyetimizn önemi yoktu; biz aldırmıyorduk en azından. Satmıştık
ruhumuzu, farkına varmadan, yok olmuştuk... Hiçbirimiz birsey anlamıyorduk. Sonuna kadar içtik kustuk, içtik kustuk... Artık biz bile dayanamadık. Son çare "o" kapımızı çalmıştı... Yine "o"ydu tıklatan kapıyı. Homurtuları 1 km öteden duyuluyordu. Çok görkemliydi, bir o kadar da
acınası bir halde. Biz ona acımadık ama "o" bize acıdı ve yardım etti. Gecemizi uzattı. Hiç bitmemesini sağladı. Öyle demişti yani!...

Peki neden ben bu sabah güneşe karşı uyandım? Soğuk hareketsiz bu bedenler arasında yanlız kaldım? ´Tek korkumdu yanlızlık...´ Şimdi bana edepsizce gülümsüyordu. Artık onun elindeydim. Harabe evin koridorundan salona geçtim. Diğerleri de yerde, yere uzanıyorlar. Onları gördüm. Onlar bıraktılar beni, terkettiler!...

Hayır!!! Aslında ben bıraktım, ben terkettim ,evet, suçlu benim! Hala buradayım o yüzden. Suçumun cezasını çekiyorum. Onursuzca, düşüncesizce ihanet ettim onlara...

Yaktım bi "dolu cigaralık". Durmadan, havayla temas etmesin diye çektim. Elimi hissetmiyorum artık. O da bitti... Dumanı tütmüyor artık... Ama cezam bitmedi!...

´Tek korkumdu yanlızlık.´ Bu sefer şehfetle gülüyor bana.. "O" bile acıyor. Ölmeyi bile beceremedim ben. Yanlızım, elindeyim. Beni o küçük namuzsuz elleri arasında ezerken, ben ise onu arıyorum.. Eziliyorum..

Onlar ise beni izliyorlar...
KAYBETTİM!!!..