deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2008 Pazartesi

Uykusuz Rüya

Saat sabah 7 civarı. Çapaklar birbirine yapışmış. Gözlerim açılmamakta ısrar ediyor. Kafa akşamdan kalma.Sabahın büyüsü beni yatağa kilitlemiş, sabah güneşi beni yakıyor. İçerden yükselen tabak çanak sesi.İşte başladı bir sabah daha, içinde ki sesleri metalik odamda.

Adımlarımın gidip geldiği yollar çok sıkıcıdır. Dilencileri, gazete dağıtıcıları ve korsan kitap tezgahları her zaman aynı yerdedir. Günlük hayatım perişan halde bundan eminim. Hatta bu aralar dah da kötüye gidiyor gibi. Çevremde ki herkesi ve herşeyimi kaybettiğim hissine kapılıyorum ya da onların gözünden düştüğümü..Duygularım içimde sıkışıyor. Erken edindiğim az ama öz tecrübelerimi çok fazla abarttığımı düşünüyorum artık. On altısına yeni girmiş birinin, kaç yıl olursa olsun, ne kadar tecrübesi olabilir ki!

Konu dağıldı. Bunlar değil burda anlatmak istediklerim.
Rüyalarımda gerçeği görürüm bazen, bazen ise alt üst ederler hayatımı, düşüncelerimi. Kafam karışır. Ayırt edemem çoğu zaman. Karmaşık birer hikaye olur çıkarlar bazense.

Her insanın kendisine ait "derin denizleri" ya da sonsuz hayallari vardır. İşte bu bahsettiklerim bazen sahibinin elinde şekil kazanmak, bazen de sahibine şekil kazandırmak içindir. Bu konuda şahsa seçim sansı verilmemiştir. Fakat öyle bi rehber vardır ki yanımızda bu keşmekeşler arasında. Hayatımızda ki önemli kararlar sırasında ya da en umutsuz anlarda..

Her zaman bir bilmecedir. Tıpkı insan gibi.. Nankörlük yapar bazen, unutur, bazense umursamaz..

Uzaklar farklıdır gözümüzde. Ufuklar, zamanlar, insanlar, hayaller , rüyalar..
Bambaşka bir özentiyle bakarız onlara. Fakat her yer aynıdır. İnsan aynıdır..
Terk eder, yanlız bırakır, unutur, unutulur, umursamaz, umursanmaz,.. İnsanı uykusuz bırakır, küstürür. En çok sevdiğini bile..

İklimler, coğrafyalar, yüzler değişse de, her yerde insan terk eder, terk edilir..
En yakını tarafından elbet bir gün yanlız bırakılır. Her şey üst üste geldiğinde kaçacak delik arar. Işıklar söndüğünde destek bekler. Hayalleri bile yanlız bırakırır onu...Rüyaları hayatına pençelerini yapıştırır, kulaklarını tırmalar.

Dostlar hayat içindir. Yaşam dostlar için..En yakın dost tarafından terk edilmek, yanlız bırakılmak.. Bir insanı daha fazla ne incitebilir ki?

Bir keşmekeş daha. Fakat bu sefer seçme şansım var. Hayat mı dostlar için, dostlar mı hayat için?
Hayat, sevgili dostum, senin için..Göğün yüzünden gelen ve yüzümüze her defasında inatla çarparak hayatı hatırlatan..Her defasında bir şeylerin farkına vardırtan, ruhumun derinliklerinde saklı düşüncelerimle yüzüme yüzüme konuşan, göğün nuruyla bezenen ´su´ damlacıkları, izin ver onlara..
Hapimiz bir ip üzerinde ki hayatlarız. Dostlarımızla var olup, rüyalarımızın sürüklediği yolda çarpışacağız...

26 Ağustos 2008 Salı

Beyaz Köşeli Bodrum

1000 km' lik yol tepip geldik buraya.
Aslında her yer aynıymış gibi geliyor artık...


Sabahın ilk ışığıyla soluğu Yenikapı sahilin' de aldık. Son anda yetiştik feribota. Sıkıcı geçmesi olağan bir 2 saati başlattım başka bir değişle. İçeri arabayla girdiğim anda tuhaf oldu içim. Sabah sabah güneşi göremeden güneşten olmuştuk. Salona çıkıp yerlerimize oturduk. Sabahın sabah olduğunu anlamak için 1 çay kadar iyi bir şey yoktur. Çaydan aldığım ilk yudumla beraber kulağımda çınlayan ilk şarkıda "I died for you" oldu. Çok alakasız ama bütün o 2 saati -ardından çalan hareketli ve trash parçalara rağmen- onun verdiği melankoliyle geçirdim. Feribot sonrası aptalca muhabbetlerle devam ediyorduk. Derken hayran olduğum nacizane İzmirim' e geldim. Fakat şehre giremeden yola devam etmemiz hevesimi kursağımda bıraktı ama bunun acısını dönüşte çıkarmaya hazırım. Ama dışarıdan bakınca tanıyamadım, tanımak istemedim. Cd çalara ne koysam diye arabadakilerle tartışırken Radiohead' in arkasından elime Volkan Yırtıcı geldi. Hala nasıl bir ruh haliyle çaldığını anlayamadğım "Yanlış Notalar"ını kulağıma sokmaya başladı.

Birden aklıma dank etti sonra. O genç gitarist çalarken ne hissederse hissetsin, ben dinlerken ne hissediyordum? Aslında notalar kafamı karıştırdı. Ne hissedeceğimi bilemedim...!

Bodrum yolundayız hala. Yol bitmiyor, adeta uzuyor. "Neden oraya doğru yol alıyorum?" Bunu düşündüm biraz. Magazinetesinden başka, bikinili kızlarından öte nesi vardı? Daha sonra hatırladım nedenini, çok basit bir ayrıntıydı. Birine söylendiğinde önemsenmiyecek kadar-benim gibi bir ayrıntı manyağı için değil tabii ki-. O, küçük, köşeli beyaz evleri...En büyük nedendi bu. Şimdi o beyaz duvarlar arasında sıcacık ortamlarda yazıyorum. Çok değerli-kelimelerle anlatamayacağım kadar hem de- dostlarım burda heyecanla beklerken beni, nasılda düşündüm "Neden Bodrum?" diye! Başka bir yer olamazdı çünkü. Şu anda bana dünyanın en sıkcı olayı olarak görünen seyahat, aslında bana bir armağan -belki de bir sınav- vermişti. Bana kendimin, evet, kendimin önemini hatırlattı. Küçük, sıcak ve samimi bir sarılma "yanlış notalar"da ki karmaşayı çözmüş, Yırtıcı' nın da ne hissettiğini ve ne hissetmem gerektiğini anlamıştım...


Beyaz bir fener altında
Yapmacık değil, artık dünya bana...
5 Ağustos 2008
01:01

18 Temmuz 2008 Cuma

Rahatça Uyuştur*


Bazen geçmişi düşünürüm. Geride bıraktıklarımı. Yapabileceğim ama yapmadıklarımı, yapamayacağım ama yapmaya çalıştığım şeyleri... Kafamda bitirmeye çalışırım; onlar beni bitirmeden önce. Onlardan kurtulmak istiyorum, o yüzden burda bahsetmeyeceğim onlardan.

Bugünü yaşamak istiyorum. Geçmişe dair bir derdim olmadan, kafamda günleri tekrar etmeden güneşin doğuşunu izlemek istiyorum. Ondaki o saf ve gerçek ışığı görmek istiyorum. Gecelerin gece yarılarını, gece yarılarının sabahı takip etmesini ve bunu huzurumda yapmalarını istiyorum.

Geçmişimi saklamaya çalıştığım gece yarılarından birinde, arabanın içine düşen ve gözümün bile yetişemeyeceği kadar hızlı geçen sokak lambalarının ışıklarını takip ediyorum. Arka arkaya ahenk içinde birbirlerini izliyorlardı. Hepsi birer çizgiye benziyordu. Aynı platform üzerindeki çizgilere. Hepsinin düz olması gerekiyordu teknik açıdan. Benim içimde öyleydi bütün çizgiler, düz ve "doğru" gidiyordu. Ama görünüşte "doğruluktan", dürüstlükten eser yoktu. Çevremde ki herkes ve herşey... ´Dürüstlükten eser bile yoktu.´

Hayatı kendilerinden soyutlamış insanlar, zamanda ki o karmaşayı umursamadan devam ederler yollarına. Bu yol bizimkinden farklıdır biraz. Hayat onların artık "gereksiz 'sözlük' kelimesi" dir.

Dürüstlük artık bizim yolumuzda da yok!.. Yalanlarla geçiştirimiş bir bebek gibiyiz. Bizi o kadar saf ve küçük görenlerin elindeyiz. Pahalı spor arabasının içinde, boyunlarının zor taşıdığı kolye ve gerdanlıklarıyla yüzümüze aptalca sırıtan, sıradan kahverengi gözlü, sıradan kokonaların elinde eziliyoruz. Yakıtımızla beraber yolumuzda bitiyor artık. Saatler bile tıkırdamaz oldu. İşte hepimizin "mutlu sonu" bu...!!!



(*) "Comfortably Numb" - Pink Floyd

12 Temmuz 2008 Cumartesi

Trail Blazer

Belki biliyosunuz Türk heavy metal tarihinin en iyi gruplarından-bence en iyisi- olan PENTAGRAM' ın 2. albümü ve bence türk metal tarihinin en iyi albümü.

Geçen gün dergi arşivimi karıştırıken eski sayılardan birinde Ogün Sanlısoy' un bir röportajını bir kere daha okudum ve gözumden kaçan bir cümle, bu sefer dikkatimi çekti. Şöyle diyor Ogün: " Trail Blazer albümü, Pentagram'ın ilk albümünün bandının üzerine kaydoldu" bu cümle öyle derin-bir o kadar da acaip- bir cümle ki gerçekten cok şaşırdım. Bu kadar imkansızlığın içinde böylesi güzel bir albüm ve de o albümde herşey müzik için...Onlar o zamanlar sadece istedikleri müziği yapmak için, onlara "napıyon lan manyak mısın!" diyenlere aldırmadan, hayatında elektro gitar görmemiş insanlarla böyle bir albüm yapıyorlar. Tüm bunlara rağmen albümün hakettiği değeri kazanamaması da apayrı bir şekilde üzülmemiz gereken durum.

Ama bir de şöyle bir portre var ki, o zamanın insanları da bu gruba ve müziğe sahip çıkmıslar.
Yine Ogün: "Ben bu albümden 5-6 tane alan insanları tanıyorum" diyor. Müziğe böyle sahip çıkılır işte ve Pentagram' ın bu çabası ve azmi şimdi ki alternatif olsun, metal olsun her türlü müzik yapan amatör gruplara da ön ayak olup onların önünü açmıştır. Tabii ki sadece Pentagram' ı sayamayız bu başarıda. Aynı dönemde Mavi Sakal, Rashit(daha niceleri var da şimdilik bunlar geliyor aklıma) gibi gruplar o imkansızlık ve destek bulamadıkları-aynı Pentagram gibi- bir dönemde kendi soundları ve müziklerini hiç bir şekilde vazgeçmeden devam ettiren diğer gruplar.

Bir de şimdi bakın bu gruplara Pentagram geçen sene 20. yılını yurtta verdigi onlarca konserle kutladı. Bu konserler de öyle hafife alınacak konserler değildi. Rashit ise, işlerine yaptığı parçalarla sevenlerini hayal kırıklığına uğratmıyorlar. Mavi Sakal da eski günleri aratmayacak şekilde alnının akıyla işini sonuna kadar götürmeye kararlı. "Karapaks" ile bunu hakkıyla yapıyorlar.

Tüm bunlara bakınca insanın 'nerden nereye' diyesi geliyor. Artık çoğu kanalda -kral tv de bile- rock parçaları dinleyebiliyoruz. Bu çok güzel bir durum insanların çoğunda artık "rock & metal" konusundaki ön yargı pek fazla kalmadı. Albümlerimizin de soundları, alt yapıları bir değeri hak ediyor ve bence bunun için bu işe yıllarını vermiş bu gruplara teşekkür etmemiz gerekir...

Tüm müzikseverlere saygıyla...