26 Ağustos 2008 Salı

Beyaz Köşeli Bodrum

1000 km' lik yol tepip geldik buraya.
Aslında her yer aynıymış gibi geliyor artık...


Sabahın ilk ışığıyla soluğu Yenikapı sahilin' de aldık. Son anda yetiştik feribota. Sıkıcı geçmesi olağan bir 2 saati başlattım başka bir değişle. İçeri arabayla girdiğim anda tuhaf oldu içim. Sabah sabah güneşi göremeden güneşten olmuştuk. Salona çıkıp yerlerimize oturduk. Sabahın sabah olduğunu anlamak için 1 çay kadar iyi bir şey yoktur. Çaydan aldığım ilk yudumla beraber kulağımda çınlayan ilk şarkıda "I died for you" oldu. Çok alakasız ama bütün o 2 saati -ardından çalan hareketli ve trash parçalara rağmen- onun verdiği melankoliyle geçirdim. Feribot sonrası aptalca muhabbetlerle devam ediyorduk. Derken hayran olduğum nacizane İzmirim' e geldim. Fakat şehre giremeden yola devam etmemiz hevesimi kursağımda bıraktı ama bunun acısını dönüşte çıkarmaya hazırım. Ama dışarıdan bakınca tanıyamadım, tanımak istemedim. Cd çalara ne koysam diye arabadakilerle tartışırken Radiohead' in arkasından elime Volkan Yırtıcı geldi. Hala nasıl bir ruh haliyle çaldığını anlayamadğım "Yanlış Notalar"ını kulağıma sokmaya başladı.

Birden aklıma dank etti sonra. O genç gitarist çalarken ne hissederse hissetsin, ben dinlerken ne hissediyordum? Aslında notalar kafamı karıştırdı. Ne hissedeceğimi bilemedim...!

Bodrum yolundayız hala. Yol bitmiyor, adeta uzuyor. "Neden oraya doğru yol alıyorum?" Bunu düşündüm biraz. Magazinetesinden başka, bikinili kızlarından öte nesi vardı? Daha sonra hatırladım nedenini, çok basit bir ayrıntıydı. Birine söylendiğinde önemsenmiyecek kadar-benim gibi bir ayrıntı manyağı için değil tabii ki-. O, küçük, köşeli beyaz evleri...En büyük nedendi bu. Şimdi o beyaz duvarlar arasında sıcacık ortamlarda yazıyorum. Çok değerli-kelimelerle anlatamayacağım kadar hem de- dostlarım burda heyecanla beklerken beni, nasılda düşündüm "Neden Bodrum?" diye! Başka bir yer olamazdı çünkü. Şu anda bana dünyanın en sıkcı olayı olarak görünen seyahat, aslında bana bir armağan -belki de bir sınav- vermişti. Bana kendimin, evet, kendimin önemini hatırlattı. Küçük, sıcak ve samimi bir sarılma "yanlış notalar"da ki karmaşayı çözmüş, Yırtıcı' nın da ne hissettiğini ve ne hissetmem gerektiğini anlamıştım...


Beyaz bir fener altında
Yapmacık değil, artık dünya bana...
5 Ağustos 2008
01:01