23 Aralık 2009 Çarşamba

Felsefik deneme

“Bir insan düşünürken sözcüklere dikkat etmelidir; çünkü sözcükler, sahip olduklarını düşündüğümüz anlamlarının yanı sıra, onları kullananın kişiliğini, eğilimlerini ve ilgilerini de gösterirler. Erdemlerin ve kötülüklerin adları işte böyledir: Birinin bilgelik dediğine başka biri korkaklık; birinin vahşet dediğine başka biri adalet; birinin savurganlık dediğine başka biri eli açıklık; birinin ağırbaşlılık dediğine başka biri budalalık diyebilir.”

Thomas Hobbes - Leviathan

Edebiyat, insanlık tarihinin en eski sanatlarından birisidir. Ebediyete intikal etmenin en zararsız yollarından biriyken, diğer yanda edeb kuralları dışına çıkamaz. Bu kurallar çerçevesinde yazarlar tasarladıkları olayları kendilerine özgü bir biçimde kağıda dökerler. Tarihte ki büyük yazarlara bakıldığında çoğunun genel olarak insanlığa sunduğu eserlerinin özünde kendi hayatlarının bir özeti yer alır. Yazarların yaşadıkları bu hayatlar bazen kitabın kendisini oluşturur. Fakat bazıları ise bundan kaçarak kendi içlerinde yaşadıkları hayatı anlatırlar.

Karakteristik olarak bakıldığında bu etkileşim yaratılan karakterleri oluşturur. Örneğin Dostoyevski, yalnız, bezgin, umursamaz ve sert erkek karakterleri yaratma konusunda ustadır. Ne olacağını bilen bir okuyucuyu bile etkileyebilir. Fakat yarattığı kadın karakterler çok zayıf kalırlar. Bunun yan etkisi olarak kullanılan kelimelerde, anlatılan olaylar da geçmişin eserleridir. Yazarın hayal gücü tarafından yaratılan hikâyeler ve olay örgüsünün ,yine yazarın geçmişine bakıldığı zaman, tamamen hayal ürünü olmadığı açıkça görülebilir. Bu olayları anlatmak için kullandığı kelimeler yine yazarın kendi hayatına ait olup, geçmişten yaptığı bir takım alıntıların kendi zihninde sınıflandırarak bizlere sunmasıdır. Kelimelerin kullanımı gerek yapısal, gerekse anlam bakımından kişiden kişiye değişir.

Nobel ödüllü Fransız yazar Albert Camus’ ye göre “yalnız” insan, bir hapishane hücresinde beş ay yatmış ve çıkarıldığı mahkemede mahkeme başkanına kendisinin tek bir kelimesini bile kabul ettirememiş olan bir idam mahkûmu iken, Franz Kafka için ise, babası tarafından ezilen ve hiçbir şekilde güvenilmeyen bir insandır. Bu farklılık aslında çok temelde kültür, hayat görüşü ve ‘Platon’un idealar evrenleri’ nin farklılıkları sebep olur. Yine öznel olan ‘idealar evreni’ insanın ruh yapısına göre şekillenir ve bu doğrultuda dışa vurum gerçekleşir. Lakin var olunan toplumun etik ve ahlak değerleri, aile yapısı, fiziksel ve psikolojik etmenler… Bütün bunlar idealar evrenini doğrudan etkileyen ve bu tür bariz farklılıkların ortaya çıkmasını sağlayan sebepler.

Düşünecek olursak; aynı ulusun bireyi, maddi ve kültürel açıdan birbirine denk sayılan iki komşu ailenin evlatlarının dahi böylesine bir fikir ayrılığına düşmesi olasıdır. Çünkü insanın iç dünyasında kopan fırtınalar ve iç çatışmalar-her ne kadar fikirler doğrudan etkilenseler de- bu tür etkilere tamamen açık değildir.

Çocukluktan başlayan, bireyin kendi tercihleri ve fikirleri doğrultusunda inandığı idealar zaman içerisinde değişmez ve her konuda şart olarak görülen putlara dahi dönüşebilirler. Bu durumda özgün ve kapalı bir bilinçaltı kendi içerisinde bir takım kavramlar oluşturur ve bu kavramlara kendi bünyesinde yakıştırmalar yapar. Bu yapılan yakıştırmalar, bireyin iradesi ne zaman kırılırsa o zaman kıvançla akan bir dere gibi akar gider.

Yazarların ve düşünürlerin bir konu veya bir kelime üzerine bile çok farklı görüşleri vardır. Çoğu zaman birbirine zıt olan bu görüşler birbirini de destekleyebilir. Aslında anlatılmak istenen veya bahsedilen konu tektir fakat bunu anlatmanın birçok yolu vardır. Her ne kadar fazla olursa olsun kelimeler sınırlıdır ve insan zekası bu kelimelere farklı anlamlar yükleyerek bütünlüğü sağlamaya çalışır. Her kişinin zihninden geçen düşünceler aynı olsa bile ortaya çıkan fikirler her zaman özel ve tek olmuştur. Franz Kafka “Aforizmalar” adlı toplama eserinde “Bir elmanın birbirinden farklı görünüşleri olabilir: Masanın üstündeki elmayı bir an olsun görebilmek için boynunu uzatan çocuğun görüşü ve bir de, elmayı alıp yanındaki arkadaşına rahatça veren evin efendisinin görüşü.” benzetmesiyle aktarmıştır.

Bu masada ki elma benzetmesinde Kafka bazıları için ulaşılmazı ve bazıları için klişeleri vurgulamış ve bu iki kavramı da “elma” ile bağdaştırmıştır.

Kafka gibi çoğu yazar aynı kelimeleri kullanmış ve ortaya binlerce klasik eser çıkmıştır. Bu eserleri farklı kılan insan zekasının ön plana çıkardığı ve okuyucuyu esere çeken ve kelimelerle iyi oynanılmış olmalarıdır. Kelimeler bir sonsuzluk ifadesi gibi olsalar da elbette ki sınırlıdırlar. Klasiklerin günümüzde de yazılmalarını sağlamak için yeni kelimeler değil, masada ki elmayı alıp arkadaşına rahatça vermesi bilen ev efendileri gerekir.